Pages

dağcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dağcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2010 Salı

Değişmeyen Güzellikler

Doğa sporlarında çok tartışılan bazı tabular vardır: Demokrasi olmaması, bireysel yerine ekipsel hedeflerin var olması gerektiği, limitlerin net bir şekilde ortaya konularak belirlenen sınırlara uyulması v.b. Yaklaşık 10 senedir bu tip tartışmaları en minimal seviyede yaşadığım partnerim Fatih ile bir kez daha Niğde – Aladağlar’ ın yolunda bulduk kendimizi.

Öğrencilik yıllarında başlayan iş yaşamım sebebi ile hiçbir zaman, zaman sınırlaması olmadan özgürce dolaşabildiğim faaliyetler yapamadım. Maalesef bu faaliyette de zamanımız kısıtlı; Ramazan bayramının sadece 3 gününü ayırabildik faaliyet için. Amacımız; klasik rotadan Büyük Demir Kazık Zirve yapmak. Fatih’ in farklı mevsim koşullarında daha önce 2 kez yaptığı zirveyi tam 1 sene önce bir kez de birlikte denemiş, fakat kötü hava koşulları sebebi ile tamamlayamamıştık. Elimizde yarım kalan faaliyet videoları ile geri dönmüştük.

Bu seneki amacımız bir önceki yıl ile bir köprü kurmak oldu. Havanın patladığı güne kadar olan çekimler ile bu seneki çekimlerimizi birleştirmek ve “Dağ hep orada, limitlerinizi bilerek hareket etmeli ve durmanız gereken yerde durmasını bilmelisiniz.” söylemini bir kısa film ile birleştirmek arzusundaydık.
Yine bir bayram sabahı Niğde Merkez’ deyiz. Bayram ziyaretleri sebebi ile anne-babasının elinden tutmuş, renkli bayramlıklar içerindeki çocuklar yollarda bir kez daha. Biz de Salim Abi ile bayramlaşmak için Çamardı minibüsünde yerimizi aldık. Hınca hınç bir 45 dk. sonrasında Salim abinin güler yüzü ve misafirperverliği ile oldukça motive olduk. Salim abi uzun zamandır sadece traktörcü olmaktan çıkıp aileden birisi gibi olmuştu hayatımızda. Kendisi ve ailesi ile biraz sohbet ve ev baklavası tadımının ardından Sokullu’ ya kadar sürecek 40dk. lık traktör yolculuğumuz başladı.

BDK klasik oldukça uzun bir zirve rotası olması sebebi ile kamp alanı planlamasının iyi yapılması gereken bir faaliyet. Biz de geçen sene yaptığımız gibi Kızılkule’ nin önünde Narpuz boğazı girişine kamp atarak zirve yürüyüşünü biraz daha kısaltmayı hedefliyorduk. Bu sebepten Sokullu’ daki Sobek’ in kampında bulunanlara Narpuz’ da su olup olmadığını sorduk. Daha önceki tecrübelerimizden o bölgede çok az da olsa kamp alanına 10 dk. uzaklıkta bir su kaynağı olduğunu biliyorduk. Halen su bulunduğu yönünde geribildirim alınca bizde kampı Narpuz boğazının girişine kadar taşımaya karar verdik.

Kamp yükü ile Narpuz’ a varmamız ortalama 1 saat 15dk. ımızı aldı. Kampı kurduktan sonra su depolamak için su kaynağına yürüdük. Kaynağa vardığımızda suyun akmadığını görünce tüm umutlarımız yıkıldı. Tekrar Sokullu’ ya inmemiz durumunda gereksiz bir 3 saat kaybedecek ve zirve yolumuzu daha da uzatacaktık. Bu durum Sobek Kampındakilere bundan sonra güvenmememiz yönünde bize bir ders oldu. Yanımızda toplam 6 lt. suyumuz bulunuyordu. Suyun 3lt. sini ertesi güne ayırdık ve kalanını gece yemek ve sabahki kahvaltıda kullandık.

Sabah sa 06.00 gibi uyandık ve kahvaltı sonrası akşamdan hazırladığımız zirve çantalarımızı alarak yola koyulduk. Yanımızda kişisel teknik ekipman ( Karabina, ekspres, emniyet kolunu, kask ve baton ) haricinde 6 adet sikke, 1 adet çekiç, 30mt. ip, ilkyardım çantası, yedek kıyafet, yiyecek ve içecek bulunuyordu.
Yükümüz çok ağır olmadığından seri hareket edebiliyorduk. Amacımız öğleden önce Kızılçarşak’ ı geçerek Külah’ ın altlarına gelebilmekti. Narpuz Boğazının Kayalık etabını 45 dk. da geçtik. Kızılçarşak’ a ise + 1.5 saatte ulaştık. 15dk. lık kısa bir mola ardından sa: 09.00 gibi Kızılçarşak’ a girmiştik. Kızılçarşak’ ta Karayalak gibi, daha doğrusu tüm çarşaklar gibi yürüyen merdivende ters çıkma edasıyla çıkıldı.

2 saatte çıktığımız Kızılçarşak sonrası sa: 11.00 da 30 dk. lık bir yemek molası verdik. Külaha vardığımızda sa: 12.00 dı. Tüm külah çıkışı 5 saati buldu. Bize en çok zaman kaybettiren etap ta burası oldu aslında. Normalde hiçbir emniyet alınmadan direkt tırmanış ile 2-2.5 saatlik bir çıkış süresi olan bu etabın bu kadar uzun sürmesi ise benim her noktada emniyetli hareket etmek istememizden kaynaklanmıştı. Hat boyunca hemen birkaç metre sağımızda kalan 500 mt. lik Doğu duvarının yarattığı tedirginlik bazı limitler konusunda beni oldukça düşündürdü. Açık konuşmak gerekirse İpte olduğum sürece hiçbir sorun ya da tedirginlik olmamasına rağmen, ipte olmazsam düz yolda dahi yürüsem yanımda uzanıp giden 500 mt. lik bir uçurumun olması breni biraz ürkütmüştü. Fatih bu duruma anlayış göstererek dönüş alternatifi sundu, fakat belden emniyet alarak ilerleme konusunda karar aldık. Böylece yer yer belden emniyet alarak, yer yer de önden Fatih’ in yükselmesi ile üstte bulunan sikkelerden emniyet alarak külahın çıkışını tamamladık.

Bizi zorlayan temel unsur ise susuzluk oldu. Mevsim normali dışında yaz şartlarında bir hava ile karşılaştığımızdan ve kısıtlı suyumuz bulunduğundan dehidrasyon sınırlarında ilerliyorduk. Zirvede 20 dk. lık kısa bir mola sonrası inişe geçtik. Hava kararmadan külahtan inmek zorundaydık. Aksi halde riskler artacağından gecelemek gerekebilirdi. Suyumuz kalmadığından böyle bir riske giremezdik. Bir an önce kampa ulaşıp, toplayarak Sokullu’ ya inmeliydik.

İnişte yaşadığımız en büyük sıkıntı ipimizin 30 mt. olması sebebi ile oldu. Hat boyunca 4 adet sikke vardı ve sikkeler arası mesafe 50mt. çit ipe göre ayarlanmıştı. Bu noktalarda önden ben tek ip iniyor ve sonlarda ipten çıkarak sırtımı kayalara vererek hafifçe bir sonraki sikkenin yanına iniyordum. Ardımdan da Fatih çift ip inerek daha kısa bir noktada ipten çıkmak zorunda kalıyor ve aynı yöntem ile yanıma geliyordu. Özellikle son iniş bizi epey yıprattı.

1 - 1.5 saatte inebileceğimiz külahı bu sebeplerden dolayı 3 saate yakın bir sürede inmiştik. Külahtan çıktığımızda hava da kararmıştı. Külahın ortalarında ışıklarını gördüğümüz bir ekip ise havanın kararması sebebi ile külahta gecelemeyi tercih etmişlerdi. Sa: 20.00 gibi külahtan ancak çıkabilmiş ve Kızılçarşak’ ın yolunu tutmuştuk. Hava kararması sebebi ile mümkün olduğunca işaret babalarını takip etmeye çalışıyorduk, böylelikle yanlış bir kulvara girme ihtimalimiz de azalıyordu. Bir yerde yolumuzu şaşırmamız sonucu Kızılçarşak’ a 100mt. daha üstten bir yoldan bağlandık.

Kızılçarşak’ ı kayalar ile birlikte kayarak 15 dk. gibi kısa bir sürede indik. Bazı yerlerde kayalar çığ gibi aktığından durup beklememiz gerekiyordu. Çarşaktan çıktığımızda suyumuz komple bitmişti. Sadece dibindeki kalıntılardan dudaklarımızı ıslatabiliyorduk. Bu durum oldukça moral bozucu olsa da inancımızı kaybetmeden ilerlemeye devam ettik. Sa: 23.30 gibi kampa vardığımızda artık boğazımız kurumuş durumdaydı, dehidrasyonun da etkisi ile tek istediğimiz uyumaktı. 1 saatlik kısa bir uyku sonrası biraz daha dinç uyandık ve hızlıca kampı toplayarak Sokullu’ ya inmeye başladık. Her ne kadar hızlı hareket etmeye çalışsak ta yorgunluk ve susuzluktan adımlarımız gitgide ağırlaşıyordu. 30 – 40 dk. da inebileceğimiz yol toplamda 2 saat sürdü.

Sokullu’ da tekrar kamp kurarak doyasıya suyumuzu içtik, yemek yiyerek sıcak sıvı aldık. Böylelikle ertesi günün bitkinliği azalmış oldu. Yattığımızda neredeyse yürüyüşe başlayalı 24 saat olacaktı. Karşılaştığımız şanssızlıklar sonucunda ortak fikrimiz kulübün öğretilerinin önemi ve partner uyumunun gerekliliği oldu. Hiç kesintisiz öğlene kadar uyuduk ve geceden sözleştiğimiz üzere öğlen Salim abinin bizi alması ile köye indik. Aynı gece dönüş için Niğde’ ye inerek Arısoylar’ da güzelce bir yemek yedik ve çantamızda Salim abinin elmaları ve Niğde gazozlarımız ile dönüş için yola çıktık.
Sabah saatlerinde yorgun fakat keyifli bir şekilde kürkçü dükkânında bulduk bir kez daha kendimizi.

İlhan ÖREN

Süreler:

Sokullu’dan Narpuz Girişine yürüyüş – 1 saat 15 dk.
Narpuz Boğazı Kayalık Etabını Geçiş – 30 dk.
Narpuz Çıkışından Kızılçarşak – 1 saat 30 dk.
Kızılçarşak – Külah Girişi – 2 saat
Külah’ ın çıkılması – 5 saat
Külah’ ın inilmesi – 3 saat
Külah’ tan Kızılçarşak ‘ a inilmesi – 1 saat 15 dk.
Kızılçarşak’ ın İnilmesi – 15 dk.
Kızılçarşak’ tan Kamp Alanına Varış – 2 saat dk.
Ekipman:
1 adet 5 mevsim Çadır, 30mt. ip, 6 adet sikke, 1 adet çekiç, Emniyet Kolonları, Karabinalar, Perlon Bantlar, İlkyardım Çantaları, Kişi Başı 4lt. su, bütan propan ocak, tencere seti ve mutfak malzemeleri ile kişisel malzemeler

Ekip: Fatih BALCI - İlhan ÖREN

Faaliyet Süresi: 9 – 11 Eylül / 3 gün

Dipnotlar:
Sobek Kampındakilere güvenme,Narpuz da ki su kaynağına güvenme, sadece partnerine güven:)

5 Haziran 2010 Cumartesi

Ballı Ballı Kayalar

Yaklaşık 10 senedir yolunu tuttuğum, İstanbul’un “Tırmanış Bahçesi” olarak da bilinen Ballıklayalar'da bu seneki tırmanış sezonumuzu açmak bu güne kısmetmiş.

Sabah erken saatlerde servis ile yola çıkarak vardık kanyona. Gün boyu keyifli sohbetler eşliğinde bol bol geleneksel ve spor tırmanışlar gerçekleştirerek antrenmanımızı noktaladıktan sonra yorgun, fakat mutlu bünyeler ile döndük kürkçü dükkanına.

Kısaca Bu Günüyle Ballıkayalar:

Ballıklayalar Kanyonu İstanbul’ a yaklaşık 1 saat uzaklıkta Gebze’ye bağlı Tavşanlı köyünde yer alan bir Tabiat Parkı. Tırmanış, Trekking, Kampçılık gibi doğa aktivitelerini gerçekleştirmek istediğinizde yolunuz Ballıkayalar’a düşebilir.

Kaya tırmanışı ile ilgilenenlerdenseniz her çeşit zorluk derecesine göre sınıflandırılmış tırmanış rotaları mevcut. Seviyenize göre, spor, geleneksel, lider, tope rope ya da boulder stillerini uygulayabilirsiniz. Bu tırmanış stillerini bilmeyip merak edenler için biraz daha detay verilebilir:

Spor Tırmanış: Kaya üzerinde yükselirken kullanmanız için rotanın uzunluğuna göre belirli noktalara önceden sabit bir şekilde yerleştirilmiş bold adı verilen halka şeklinde kulakçıklar bulunmaktadır. Tırmanış esnasında bunları kullanarak lider ya da tope rope çıkış yapabiliriniz.

Geleneksel Tırmanış: Kaya üzerinde önceden sabitlenmiş herhangi bir ekipmanın bulunmadığı aletli tırmanış stilidir. Tırmanıcı üzerinde taşıdığı aletleri kaya üzerindeki çatlaklara yerleştirerek emniyet almaktadır.

Lider Tırmanış: Spor tırmanışta tırmanış ipinin tırmanıcı tarafından yukarıya taşındığı, ara istasyon noktası olarak boldların kullanıldığı ve olası bir düşme durumunda bir alttaki bolda kadar düşme payının olduğu stildir.

Tope Rope: Spor tırmanışta tırmanış ipinin direkt olarak en üstteki emniyet hattından geçip gelmesi doğrultusunda gerçekleştirilen tırmanıştır. Emniyetçi tırmanan kişinin ip boşunu sürekli aldığından düşüş payı yoktur. Tırmanıcı olası bir düşme durumunda bunduğu noktada asılı kalmaktadır.

Boulder: Temel antrenman stili olarak yapılan ve “Kısa Kaya” olarak da bilinen bu tırmanış çeşidi ipsiz olarak, yatay düzlemde ve maksimum 2 metre yüksekliğe çıkılarak gerçekleştirilmektedir.

Tırmanış dışında kanyon ve çevresinde bulunan trekking rotalarında yeşillikler içerisinde keyifli yürüyüşler yapabilirsiniz. Bu rotalara harita ya da bilirkişi eşliğinde girmekte yarar var. Fotoğraf makineniz de yanınızdaysa harika kareler yakalayabilirsiniz.

Kanyonu gezerken çalılıkların arasından gelen seslere kulak verecek olursanız, doğal ortamlarında çeşitli hayvanları görmeniz de mümkün. Unutulmaması gereken önemli nokta ise; sizin onlara misafir olduğunuzu unutmamak olacaktır hiç şüphesiz.

Yeri gelmişken söylemek lazım: Keşke sadece Tabiat Parkı olarak doğa tutkunları kişilerin geldiği bir yer olsaydı Ballıkayalar. Maalesef “bilinçsiz bir şekilde her sene artan mangalcı kitlenin çevrede bıraktıkları çöpler, kırık bira şişeleri ve doğaya verilen tahribat gözden kaçacak gibi değil. Çevredeki fabrikaların doğa üzerindeki etkisinin, park içerisinde günden güne artan tesisleşmenin ve İstanbul’dan gelen burjuva kesiminin hızlıca ilerlettiği villa yapımlarının ilerleyen yıllarda Tabiat parkının çehresini daha fazla değiştirmemesi ümidi ile…

5 Haziran 2010 / İlhan ÖREN

15 Nisan 2010 Perşembe

Devamet Demavend













Epey zaman geçmişti üzerinden dağa gitmeyeli. Ama uzun zamandır da niyetliydik sıkı bir faaliyet yapmaya. Doğru zaman en sonunda geldi: “ Tamam “ dedim; “ Gidiyoruz…”


Başlangıç yıllarından beri hayalimiz olan İran ın en yüksek noktası [ 5671 m. ] Demavend e gitmeye karar verdik. 5 kişi olarak planlamaya başladığımız faaliyeti, bir dizi aksaklık ve talihsizlik sonucu 2 kişilik bir faaliyete çevirdik. [ Mehmet Ceylan – İlhan Ören ]


Laleli – İran arası ortalama 40 saat süren otobüs yolculuğunu göze almamızın ardından gidiş otobüsünün kısa bir süre önce 1.5 gün rötar yapacağını öğrenmemiz ile planlarımız değişti. Van a uçakla giderek, sınırdan sonra karayolunu kullanmayı hedefleyerek 24 saat kazanmış olduk.


Ertesi gün öğle saatlerinde bindiğimiz Van uçağı ile faaliyetimiz başladı. Gaza gelip bastırdığımız Demavend t shirtleri uçakta epey ilgi gördü. Van’ a indiğimizde hız kesmeden minibüs ile Doğubeyazıt’ a oradan da sınır kapısı olan Gürbulak’ a geçtik. Gün bitiminde sınıra vardık. Rutin işlemler sonrası sınırdan rahat geçtik; çantalarımız aranmadı. Saat farkından ötürü saatlerimizi 1.5 saat ileri aldık. Tarafsız bölgede kapıların açılmasını beklemek ilginç bir duygu. İran sınırına geçtiğimizde Farsça dağcı anlamına gelen Kunhaverdi kelimesini sık sık duymaya ve kullanmaya başlamıştık. İran’ da dağcıları oldukça seviyorlar ve saygı duyuyorlar. Anahtar kelime: Kunhaverdi.


Sınırı geçince ilk olarak otostop ile 5dk lık mesafedeki sınıra en yakın kasaba olan Bazargan’ a geçtik. Burada Türkçe konuşmak çok rahat, çünkü nüfusun çoğunluğu Azeri kökenli. İran’ da normal taksilerin yanı sıra elinizi kaldırdığınız her araba da taksi olabiliyor. Zaten sırtımızdaki çantalar ile fazlasıyla dikkat çektiğimizden elimizi kaldırmamıza gerek kalmadan sürekli yanımızda birileri durup nereye gideceğimizi soruyordu.

Havanın kararmasına yakın olasılıkları incelemeye başladık: Sınırdan geçen Türk kamyonlarının toplandığı parka gidip otostop çekebilirdik ama yola gece yarısı çıkacakları için epey beklememiz gerekecekti. Diğer alternatif geceyi 1 saat uzaklıktaki Maku da ( 2 kişi 15 dolar ) geçirebilir; sabah ilk otobüs le Tahran’ a gidebilirdik. Her iki ihtimalde bize zaman kaybettireceğinden hızlı ama pahalı yol olan taksi tutmayı düşündük ve taksiciler ile pazarlığa başladık. Sıkı pazarlıklar sonucunda 1100 km lik uzaklığı olan Polur kasabası için 130000 tümene ( yaklaşık 150 ytl ) bir taksi ile anlaştık. Yaklaşık 24 saatlik bizi bekleyen uzun yolculuk öncesi kısa bir alışveriş yaptık. Taksicimiz Emir ile Azeri olmasından ötürü Türkçe konuşabiliyorduk. 2 metreye yakın boyu ile fark edilmesi çok zor olmayan Emir hem taksicimiz hem de muhabbeti seven kişiliği ile İran rehberimiz olmuştu. Emir’ den yol boyunca İran’ ı dinledik.

Polur’ a vardığımızda akşamüstüydü. Yaz aylarında hemen hemen her tip araba ile 2900m. deki 1. Dağ evine çıkabilirsiniz. Biz de hemen açık kasa bir kamyonet ile 40 dk. da kampa ulaştık. Polur a paralel bir köy olan Reyni den de dağa ulaşım mümkün.


1.Dağ Evi olan Gusfend sera Aynı zamanda “ Cami “ de deniliyordu. Araçtan iner inmez kötü bir sürpriz ile karşılaştık: federasyon kişi başı 50 dolar karşılığında tırmanış izni veriyordu. 4200 metrede bulunan Dağ evinde bulunan federasyon temsilcisi biletinizi kontrol ediyordu. Bu kadar yüksek bir ücret beklemediğimizden o kadar para çevirtmemiştik. Epey direttiysek te dinletemedik. Yaz aylarında çok çıkış olduğundan p

atikaya dönen bir klasik çıkış var. Burayı kullanmazsanız para vermeden geçebiliyorsunuz ama diğer yollar daha teknik ve riskli; üstelik 2. kampa kadar yolda su imkanınız da yok. Türk parası kabul etmediklerinden geçemedik ve sabah geri döneceğimizi söyleyerek geceyi geçirmek için kamp kurduk. Gece bilet muhabbeti biraz daha sürdü. Kampta rehber olarak bulunan Mesut isimli birisini bulduk; kendisi oldukça iyimser ve yardımsever yaklaşsa da oldukça paragöz birisi. Geçtiğimiz yıl Ağrı’ ya da gelmiş ve bizim federasyon kendisinden para almamış; bu sebepten Türkleri daha bir seviyor. Fakat güler yüzünün altında sinsi bir tüccar bulundurduğunu anladığımız anda, muhabbetimizi seviyeli tutmaya karar verdik.


Bol yağmurlu bir gecenin ardından sabah olduğunda iniş için toparlanmaya başladığımız sırada İran’ lı 2 bisikletçi yanımıza geldi. 1 gün önce zirve yapan ekip sabah inişe geçiyordu. Geri döndüğümüzü öğrenince çok üzüldüler. O an öğrendik ki İran’ lı birilerinin misafiri olarak geldiğimiz taktirde giriş ücreti vermiyormuşuz. Federasyon adına özürlerini dile getirdiler, hatta kendileri gidip bizim için epey bir konuştular, daha doğrusu tartıştılar diyebilirim. Sonuç alamayınca onlarda sinirlendi ve bizim paramızı gidip kendisi verdi. Çok mahcup oldu

ğumuzdan kendisine “tl” olarak ödemede bulunduk; uzun süre almak istemese de sonunda kabul etti. İletişim bilgilerini vererek Tahran’ a geldiğimizde bizi misafir etmek istedi, biz de onu Türkiye’ ye davet ettik. Onlar iniş hazırlıklarına devam ederken, bizde çıkış hazırlıklarına başlamıştık. Tüm malzememizi topladık, yukarıda kullanmayacağımız malzemeleri ayırıp Mesut a bırakarak harekete geçtik. 2900 kampından 4200 kampına çıkacaktık ve bu çıkış yaklaşın 5-6 saat sürmesi hedefimizdi. Kamp yükümüz ağır olduğundan yavaş, fakat tempolu bir şekilde ilerliyorduk. İran’ lıların bir çoğu 2. kampa çadır dahi çıkartmıyorlardı. Yukarıda sı kaynağının olduğu haberi, ekstra su taşımamızı gerektirmediğinden oldukça sevindirmişti bizleri. Çıkış rotası oldukça belirgin bir patika, çok sık kaya geçişleri bulunmamakta. Büyük taşlarla dolu, ağırlıklı olarak toprak bir yolda ilerliyorsunuz. İlk birkaç sat sonrasında hızlı bir yükselişe geçiyor ve klasik “S” çizerek devam ediyorsunuz. Bir ara kayaların üzerinde bir çanta, biraz ilerisinde de garip bir şekilde uzanmış bir adam gördük. Altında beyaz bir pantolon, üzerinde ise sarı bir yağmurlukla oldukça sefil bir görüntü çiziyordu. Başına bir şeyler gelmiş olabileceğini düşündük ve seslenmeye başladık. Cevap alamayınca çantaları bırakıp yanına çıktık. İyice yaklaşınca sesimize tepki vermeye başladı, fakat z

or konuşuyor, işaretler ile kalbinin sıkıştığını anlatmaya çalışıyordu. Dinlendiğini, daha iyi olduğunu belirterek, gidebileceğimizi söyledi. İyi olduğuna kanaat getirince yolumuza devam ettik. Kısa molalar ile öğleden sonra 2. kampa ulaştık. Oldukça stratejik bir noktaya güzel bir kamp kurulmuş. Su ve tuvalet alanlarının yanı sıra 2 adet metal, tünel şeklinde, tırmanışçıların gecelemeleri için yapılmış yapı mevcut. Bir de halen yapım aşamasında olan oldukça büyük bir dağ evi vardı. Biz gittiğimizde 10-15 işçi halen çalışıyordu. O yüksekliğe içerisinde harç karma makinesi bile olan birçok inşaat malzemesini çıkartmışlardı. Oldukça kayalık olan bölgeye, çadır kurma alanları yaratabilmek için düzlükler açılmış, hatta bazı noktalara beton dahi dökülmüştü. Alt kampta iyice canımı sıkan karasinek sıkıntısı burada da had safhadaydı.


Hızlıca çadırımızı kurarak yemek yedik. İlk defa bir faaliyete hazır yemek götürüyorduk; sıcak suya atılınca ambalajı içerisinde ısıtılan, çeşit çeşit aldığımız sulu yemeğin tadını hiçbir şey alamazdı. Yemeğin ardından bolca sıvı alarak dinlenmeye çekildik. Akşam yemeği için uyandığımızda biraz baş ağrısı ile karşılaştık. bir şeyler atıştırarak istirahata devam ettik. Gece yine yağmur yağdı. Yarın gece zirve denemesi yapacağımızdan yağmaması için bolca dua ettik.

Sabah kalktığımızda hava açıktı. Tüm gün aktimizasyon amaçlı tırmanışlar yaptık. Akşamüstü kamptaki diğer tırmanışçılar ile tanışıp sohbet ettik. Daha önce zirve yapanlardan tecrübelerini dinledik. Herkes kükürtten şikâyetçiydi. Bizim dağlık bir ülkeden geldiğimizden zirveye rahat çıkabileceğimizi söylüyorlar, çok az yük ile çıkmamızı tavsiye ediyorlardı. Onlara göre gereksiz fazlalıklarımız vardı. Nelerin gereksiz olduğunu sorduğumuzda aldığımız cevap daha da ilginç: Kazma, Kask, sert vibran lı botlar v.b.


Kampın atmosferi oldukça farklıydı; bulunduğunuz noktadan dağın eteklerindeki köylere kadar görebiliyorsunuz. Akşamüstleri günbatımında ilahi benzeri parçalar okunuyordu. Kamp düne nazaran daha kalabalıklaşmıştı. 12 kişilik “Shadi” isminde bir öğretmen grubu geldi. İçlerinden 2 kişi İngilizce, 1 kişi de az da olsa Türkçe konuşabildiğinden, onlarında yardımı ile muhabbete başladık. Hepsinde “Shadi” logolu aynı t-shirt ve t-shirt üzeri sarı renk, fosforlu bir yelek, ayaklarında spor ayakkabı vardı. Çok az yükle çıkmışlar; çoğunda uyku tulumu bile yoktu fakat yanlarında kavun getirmişlerdi. Bize de kavun ikram ettiler; vallahi ne yalan söyleyeyim, artık ortamından mıdır bilmem ama yediğim en leziz kavun olduğu kabuklarını bile kemirmemd

en anlaşılıyordu. Öğretmenler daha önce zirve yapanlar 3-4 saatte çıkabileceklerini söylüyorlardı. Genelde herkes sabah 07.oo gibi zirve yürüyüşüne başlıyordu. Aktimizasyon tırmanışlarımızdaki gözlemlerimiz doğrultusunda gece 04.oo gibi kalkma kararı aldık. Hava aydınlanana kadar kar olan bölgeye kadar yükselmeyi hedefliyorduk. Rota 2 vadinin tam ortasından çıkıyordu ve sağında kamptan dahi fark edilebilen bir buzul şelalesi bulunuyordu. 5000 lere kadar rota üzerinde karlanma yoktu, sadece vadi içlerinde kar gözüküyordu. Akşamdan zirve çantalarımızı hazırlayarak yattık.


Sabah kalktığımızda hava o kadar açıktı ki, yıldızlar göz alıyordu; hatta eteklerdeki köylerin ışıkları bile netti diyebilirim. Hafif bir kahvaltı sonrası yola koyulduk. Kampta bulunan herkesin uyuduğunu düşündüğümüz sırada 1-1.5 saat uzaklıkta 2 ışık gördük, demek ki bizden erken yola çıkanlarda vardı. Hızlı bir şekilde yolumuza devam ettik; hiç beklemediğimiz bir şekilde yüksek performans sergiliyor olmamız bizi şaşırttı, aktimizasyonun işe yaradığını düşündük. Ne nefes düzenimizde sorun vardı ne de tempomuzda. Yaklaşık 2 saat boyunca mola vermeden devam ettik. Sonra gün aydınlandı. Biraz üşümeye başlamıştık fakat güneşin vadin

in içini aydınlatması için daha zaman olduğundan, sıcak sıvı alarak yolumuza devam ettik. 4700 sonrası çıkış daha da dik hale gelmeye başladı, ana hatları ile 2 vadi ortasında kalan sırt hattından ilerleseniz de zaman zaman sağa sola kaymanız gerekebiliyor. Sabah erken saatte yol altığımızdan zemin sertti, fakat parçalanıp tuz buz olarak kuma dönüşen kaya parçaları bazı çıkışları sıkıntılı yapabiliyordu. Öyle ki dizimize kadar kuma battığımız oldu. Havanın aydınlanması ile önümüzden çıkan ekipte daha belirgin hale geldi; kendilerine iyice yaklaşmıştık. 5000 lere geldiğimizde kükürt etkisini göstermeye başladı, şanslıydık ki rüzgar ters esiyor, koku az da olsa bizden uzaklaşıyordu.


Yükseldikçe saatlerden ve gps ten yüksekliğimizi takip ediyorduk. Sapma yüksekliklerini de göz önünde bulundurmamıza rağmen zirvenin tam olarak neresi olduğunu kestiremedik ve Gp

s 5400 gösterirken görebildiğimiz en yüksek noktaya yöneldik. Bu noktaya ulaştığımızda zirveyi görebileceğimizi düşünüyorduk. Tahminimize göre 1 saatlik yol olduğunu düşünüyorduk. Hedeflediğimiz yüksekliğe yaklaştıkça önümüzden çıkan 2 kişinin burada olduğunu gördük. Etrafı yüksek kayalar ile çevrili, kale suru gibi bir yüksekliğe vardığımızda önümüzden çıkan 2 kişi bizi karşıladı ve “ Zirveye hoş geldiniz. “ dediler. Kendimizi daha yürümeye şartlandırdığımızdan, varmış olmak bizi epey sevindirdi.

Sonra bir şeyler yedik, içtik, fotoğraf çektik ve zirveyi incelemeye başladık. Zirvede parçalandığını düşündüğümüz bir heykel, üzerinde Farsça yazılar bulunan, tabelalar, bayraklar ve 3 tane hayvan ölüsü bulunmakta. Zirvenin arka tarafında kriter gölü bulunmakta. Etraf yüksek kayalar ile çevrili olduğundan fazla rüzgar almıyor. Hemen yanda ciddi kükürt çıkışı var. Zirve de bize en ilginç geleni hayvan ölüleri oldu açıkçası: 2 koyun, 1 de kurt bulunmakta. Hikayeleri ise enteresan; sürüye dadanan kurttan kaça

n 2 koyun can havli ile zirveye kadar çıkmış, tabi kurtta azimle peşlerinden gelmiş. Hayvanlar zirvedeyken kükürttün ve yüksekliğin de etkisi ile bayılmış ve donmuşlar. Bu şekilde çürümeden öylece duruyorlar. Ecel korkusu neler yaptırıyor diye düşündük ve 30 dk lık zirve keyfinin ardından iniş hazırlıklarına başladık. Bir an önce 5000 metrenin altına inerek kükürtten kurtulmayı hedefliyorduk. Hızlıca inişe geçtik, 5000 altına indiğimizde birbirlerinden iyice ayrılmış olan öğretmen grubu ile karşılaştık; en az 1-2 saatlik daha yolları vardı. Bizleri tebrik ederek devam ettiler yollarına.


Öğle saatlerinde kampa ulaştık. Yemek yiyerek kısa bir dinlenme molası verdikten sonra kampı toplayarak alt kampa inmeye hazırlandık. Amacımız akşam Tahran’ da olmak, bir otele yerleşip güzel bir duş almaktı. Saat: 15.oo gibi inişe başladık. İnişin ortalarında dayanabileceğim son noktaya geldiğimi hissettim. Yeni aldığım ayakkabılarımı da fazla açma imkanım olmadığından parmaklarım su toplamıştı. Daha fazla devam edemeyecektim ama bulundu

ğumuz yerde de kalamazdık. Bir şekilde geçte olsa kampa inmemiz gerektiğinden 1 er saatlik 2 uzun molalı dinlenme süreçlerinin ardından sa: 20.oo gibi kampa vardık. İnişteki en dikkat çekici şey 4200 kampına çıkan İran lı tırmanışçılardı. Bir noktadan sonra saymayı bıraktıysak ta ortalama 50-60 kişi yukarıya çıkmıştır. Ertesi günün, resmi tatilleri olan Cuma günü olmasının etkisi büyüktü tabiî ki. 2900 e inince otopark ın da iyice dolmuş olduğunu gördük. Vakit kaybetmeden bir araç ayarlayarak Polur’ a indik. İlk otobüs ile Tahran’ a doğru yola çıktık ve gece yarısına doğru Tahran’ a vardık.


İstanbul’ a gidecek otobüsümüz şehrin diğer ucundaki otogar dan kalkacaktı. Tahran’ daki 2 otogarı İstanbul’ un Harem – Esenler’ i gibi düşün

ebilirsiniz. Bulunduğumuz yerde sadece 5 yıldızlı bir otel vardı, bu yüzden cebimizdeki son para ile taksi tutarak otobüsümüzün kalkacağı otogar olan Azadi’ ye geçtik. Saat gece yarısını geçmesine rağmen trafik oldukça kalabalıktı, çünkü gençlerin çoğu kendilerince piyasa yapmaya çıkmıştı. Yolda paten kayan gençler bile vardı; ki sonradan öğrendik ki paten kullanımı şehirde oldukça yaygınmış gençler arasında. Azadi otogarındaki danışma sadece Farsça bildiğinden anlaşmamız biraz zor oldu ama anladığımız kadarı ile etrafta konaklayabileceğimiz bir yer ya da döviz bozdurabileceğimiz bir Exchange ofis yoktu. Üstelik ertesi gün Cuma olduğundan Exchange ler kapalı olacaktı ve türk lirası otobüs firmalarında geçmiyordu. Sonra çaresiz otogarın bahçesinde sabahladık. Sabah olunca Mehmet bir taksi ile anlaşım illegal şekilde döviz bozdurabileceği yerlere gidip geldi. Paramıza kavuşur kavuşmaz hemen sa: 14.oo da kalkacak olan İstanbul otobüsümüze biletimizi aldık. Otobüslerin kalkamsına 30dk kala bilet fiyatları iyice düşüyor, fakat bizim böyle bir risk alma lüksümüz yoktu.


Otobüsü beklerken marketin birisinde ayni kişinin üst üste 3 kez hırsızlık yaptığını gözlemledik; hatta bunlardan birisini kameraya bile kaydettik. Bizden başka kimsenin fark etmediği bu olayı polise bildirsek mi diye düşündüysek te sonrasında fotoğraf makinemizden olma korkusu bizi vazgeçirdi. Bu kadar sert yaptırımların olduğu bir ülkede bu denli rahatlık bizi oldukça şaşırttı. Bir ara otogarda fotoğraf çektiğimiz için şikayet üzerine, bir asker gelerek makinemizi almak istedi. Güç bela vazgeçirdik.


Otobüsümüzün kalkma saati gelince çok sevindik ve hemen yerimizi aldık. Yol boyunca bol bol ülkeyi gözlemledik. Molalarda güzel bir yemek yedik; bizdeki mola yerlerine kıyasla oldukça ucuz mekanlarda mola verildi. Üzerinde safran serpilen pilavının tadı hala damağımda. Ayranının ekşili her dama hitap etmeyebilir. Kolaları ise kola aromalı jelibon tadında.


Sabah saatlerinde sınıra geldik. Sınırdan geçiş biraz eziyet prosedürlere sahip. Öncelikle çantanızı otobüsten indirerek kendiniz geçiriyorsunuz. Sonra Türk sınırına girişte işlemler v.s. için sıraya giriyorsunuz ( Geliş yolunca tanıştığımız memur bize torpil geçerek sıraya sokmadı ve işlemlerimizi hızlıca yaptırdı. Kuyrukta bekleyen İran’ lılara karşı havalı bir durum oldu bu durum.) Türk sınırından geçerken çantalarınızı görevliler indirip arıyorlar. En çok aranan kaçak sigara, tahıl ürünleri v.b. Sınırdaki işlemler 2-3 saatimizi aldı. Sınırı geçince içimiz rahatladı, kendi insanımızı özlemişiz. Tek rahatlayan biz değildik; Tahran’ da başı kapalı olanların bazıları sınırı geçince başlarını açtı.

Otobüsün 4 saatte bir verdiği molalar ile 43 saatlik yolculuğumuzu tamamladık ve İstanbul’ a vardık. Sonrasında güze bir duş, uyku, yemek ve adaptasyon süreci bizi beklemekteydi. her şeye rağmen unutulmayacak güzel bir faaliyet olarak arşivimize girdi.


6 - 13 Temmuz 2008 / İlhan ÖREN